Yazar Nesrin Bulat'ın "Yüzleşme" isimli öykü kitabı Şubat 2025 de yayınlandı. 77 sayfa olan kitapta 9 öykü yer aldı. Kitapta her öyküden önce yazarın bir de şiirine yer verilmiş.

Öykülere gelince...

İlk öyküsü kitaba adını veren "YÜZLEŞME" de:

Yatılı okulda okuyan, yani okula gönderilen Leyla'nın yıkık evlerine 19 yıl sonra dönüşünün öyküsü. Öyküde miras davası nedeniyle Leyla'nın kendisiyle yüzleşmesi anlatılıyor.

İnsanın insana, hayvana, doğaya yaptıkları, kapkara bulutlar, baskın sıcaklık, bahçe avlusunda çamurlar ve insanı hırpalayacak kadar yaşanmış olumsuzluklarla dolu anlar.

İnsanı bütün olumsuzluklar çepeçevre kuşatır. Çevrede geride kalan zarar verilebilecek insanoğlu bir şeyler arar! Böyle umutsuz durumlar süregelen olunca insan, her yeri temizleyecek, silip süpürecek bir yağmur beklemesi de yazarda bir tasavvur olarak belirir. Her şeye bütün olumsuzlukları insanın şuurundan hafızasından gidebilir mi? Yazar bu sorunun da cevabını veriyor: "Bunca kötülüğü yapanla karıncayı incitmeden giden eşit olamaz. Yazar bu öyküde; insanoğlunun bütün yaptıklarının adalet yargısıyla vicdanların sükunete ermesini mümkün olabilecek mi, düşüncesini telkin etmektedir.

Bu öyküde; anılarla sökün ettiği evden uzaklaşırken evin yıkılışıyla özgür bir hayatı idealize etmiş gibi görülse de umutsuzluk "Yüzleşme" öyküsünde damgasını vuruyor.

"KAYIP"

Şiirsel bir üslupla yazılan "Kayıp" öyküsü sağ göze nazire niteliğinde bir öyküdür. "Genelde insanların gözleri işe yaramadığından düşer. Bir daha bulunmaz." Gözden düşmeye bir gönderme çağrışımı var. Öykü her ne kadar klasik bir yaşam tarzında ilerlese de modern bir öyküyü ifşa ediyor. Sonuçta gözleri kayıp bir adamla karşılaşılınca sağ gözünü bulan biri!

Gözler şüphesiz bazı durumlarda eskisinden daha iyi görebilir. Bunun için de bazı olaylar, duyarlılık ve dikkat gerekir.

"YANGIN"

II. Bölümlük "Yangın" ilk bölümü sanrı ile başlıyor. Bu öykü; insan gözlü bir serçeden kabuslarla betimlemelerin yoğunluğunu taşıyor. Diğer öykülerde olduğu gibi karamsar duyguların kesafetinde yaşanılan anın ve geçmişin acılarda yoğrulan duygular olarak belirtilebilir.

"CANAVAR FAMENNE"

Famenne denilen canavar üzerine bu öyküde rüyaların izlerinde gezintiler... Öykü rüyadan kurtulmakla birlikte camide verilen ölen bir kişinin sonu, selâsı "Famenne" nin üzerine kurgulanmış.

"UMUT"

"Umut" öyküsü; yalnız bir kadının "uslanmaktan korkan bir kedi yavrusu" benzetmesi, ürkek, çekingen ve korkak duygularla betimlenmiş. Umut vermeyen kötü niyetli olarak tasvir edilen adamlar ki benlikleri yüzlerine vurmuştur. Bu öyküde yalnız kadın; "kalbi göğsüne sığmayan bir kuş" olarak idealize edilir.

Bir kadının tren istasyonunda bilet almakla geçen zamanları anlatılıyor. Arkadaşı Serap'ı aramak ve buluşmak yalnız kadının tek umududur. Biletçinin, "Evden mi gaçtın bacı", diye sorması öyküdeki kadının umutsuz korkularını ifade etmeye yetiyor. Öyküde kadını hazin bir son bekliyor.

"İHTİYAR ÇOCUK"

Bir marketin önünde çıplak ayaklı, kirli kıvırcık saçlı bir çocuk oturmuş ve bu çocukla karşılaşma üzerine duygular anlatılıyor.

Sokakta yaşayan çocukların hayatını değiştirmek fikri empoze (telkin) ediliyor. Bir başka çocuk ise öykünün ana kişisinin apartmanın basamaklarında oturuyor. Çocukların hayalleri, olumsuz durumları tasvir ediliyor.

Yazar bu çocukları şöyle tasvir etmiştir: "Çocukluğuna aç, sevgiye aç, iyi bakılmaya, korunmaya aç..." öyküde özellikle kimsesiz çocuklara olan duyarlılık görülmektedir.

Öyküde ikinci karşılaşılan çocuk gülüşü ile adeta kimsesiz çocuklar sembolleştirilmiştir. Bu çocuğun gülüşün: "Aynı şu dantelli ağacın dalları gibi çiçek çiçek aydınlanır dünya." "Bu yaştaki bir çocuğun alnı nasıl bu kadar kırışabilir" ve "ihtiyar bir iç çekiş..." bu cümle çocukların dünyasını anlatmaya yetiyor.

"HATIRLANMAK"

Çağımızın yalnızlık hastalığı şüphesiz insanları karamsarlaştıran olaylar, davranışlar, daima kötüye giden ilişkilerde kendini gösteriyor. Böyle bir yaşantıda özellikle kızlar, kadınlar kendilerini sevdiği, yaşama sevgisini soyutlaştırdığı şeylerde, özellikle de sevimli kedilerde buluyorlar.

"Hatırlanmak" öyküsünde de şu satırlar o sevgileri yansıtıyor: "Çok değil yetmiş gün önce evimize gelen ve bu kadar sürede aileden biri olan bu deli kız minnet dolu, bir kez sevgiyle, bir kez anlayarak ve müşfikçe baktığında tüm umutsuzluklarım siliniyordu."

  "SARI GÜLLER"

"Sarı Güller", genç evli çocuklu bir ailenin sorunlu ilişkilerinin anlatıldığı bir öyküdür. Eşi kadına bir demet sarı gül ile geliyor. Sahi kızının da dediği gibi, "çiçekler sarı" değil mi? Ailede anlayışlar anlamını yitirdiğinde bütün olumsuz duygu ve düşünceler yığını ortaya çıkar!

"EN UZUN GECE"

"En Uzun Gece" isimli öykünün öznesi bir kadın. Ve o kadın; "Bana işaret edilen varlığı, birdenbire gördüm, uzun zamandır ne gerçeğini ne de  hayalini görüyordum oysa ki. O da beni gördü." Öykünün ana karakteri ile annesi uzun geçen gecenin ardından buluşuyorlar.

Öykü şöyle son bulur: "İnsanların şaşkın ve acıyan bakışları altında  annemin donmuş bedenine sımsıkı sarıldım. Gerçekten de buzdan, ölümsüz bir heykele dönüşmüştü."

"YÜZLEŞME" ÖYKÜLERİ..

Nesrin Bulat'ın "Yüzleşme" isimli hikayeleri genelde durum öyküleridir. Toplumun karamsar, karayüzlü, karanlık simaları; kötü bakışları, itiyatları öykülerin tamamında yer edinmiş, konular bütün bu olumsuzluklar üzerine kurgulanmıştır. Bu haliyle insanın kendisiyle iç hesaplaşması, vicdanlarıyla muhasebe yapması eleştirel bir içe bakışla veriliyor.

Mutlu, neşeli, hayattan iyi ve güzel beklentiler olabilecek konularda insanlar, yok denilebilecek kadar üst seviyededir. Öyküler bu haliyle psikolojik neviinden yazıldığı ve çevrenin  olumsuz anlayış  ve tutumlarındaki beslendiği rahatlıkla söz edilebilir.

Nesrin Bulat'ın bütün öykülerindeki izlenimlerim; doğal, sade, akıcı ve duru bir Türkçe hakim. Öykülerde tasvirlerde de  yoğunluk var. Nesrin Bulat'ın öyküleri  bana  Nezihe Meriç'in "Bozbulanık" öykülerini çağrıştırdı. Öykülerde uzun uzadıya cümleler yok. Aksine kısa cümle kurguları var. Kısa cümlelerle yazılan metinler her ne kadar yazılması zor olsa da öykülerin daha rahat okunmasını sağlıyor. En azından bazı yazarlardaki uzun cümle kargaşalarından uzak bir  anlatım tekniği bu öykülerde hakimdir.

Yazarın dili, anlatımı, öykülerin  örgüsüne sanırım diyecek bir şey yok.

Bu öyküler üzerine birkaç da eleştirim olacak; kitapta kullanılan bazı nitelemeler, cümleler veya kelimelerin seçiminde  yerine göre etik açısından daha titiz davranılabilirdi. Bazı anlatımlarda  muğlak kelimelerle geçişler olabilirdi. Ancak yine de bu yazarın bakış ve anlayışına, üslubuna aittir.

Yazar elbette istediğini yazmakta özgürdür.

Kitapla ilgili eleştirim ifade etmeye çalıştığım gibi biri etik, diğeri de, hayatta yaşanılanlar tamamen kötü ve acımasızlıklardan ibaret değildir gerçeği.

Mutlu, şen, başarılı, iyi aileye örnek teşkil edilecek yaşamların da olduğu unutulmamalıdır.

Nesrin Hanım bana imzalama inceliğinde bulunduğu bu hitabında şöyle demiş: "İnsan, bir gün kendi gerçeğiyle yüzleştiğinde dünya olgunlaşır mı, ne dersin?"

Eğer insan yaşadıklarından ibret alır da  insan olduğunu hatırlar ve tutumlarını ona göre alırsa bu suale elbette derim. Bu mümkün müdür, derseniz bunun cevabını da okurlara bırakalım. Zira her öykünün sonu da insanların hayatı gibidir. Nasıl biteceği bilinmez ve yazarların inisiyatifine, anlayışına, edebi durumuna, duruşuna bağlıdır.

Nesrin Hanım, öyküler için teşekkürler, başarılar dilerim