Hepimizin bildiği gibi 14 Şubat, Sevgililer Günü olarak dünyada aşk ve sevginin sembolü kabul ediliyor. Ben de büyüdüğüm coğrafya ve kültürlerde 14 Şubat’ın Türk dünyasındaki etkilerini farklı açılardan gözlemleme şansını yakaladım. Farklı etnik halkların bir arada yaşadığı bu coğrafyada, her toplumun bu güne nasıl yaklaştığını görmek gerçekten ilginçti. Kültürden kültüre değişen bu yaklaşımları sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyorum.

Öncelikle şu an yaşadığım topraklardan, yani Türkiye’den başlayayım. Burada Sevgililer Günü oldukça popüler bir hale gelmiş durumda. 14 Şubat yaklaşırken mağazalar kırmızı süslerle donatılıyor, kafeler ve restoranlar romantik menüler hazırlıyor. Sevgilisi olanlar sürpriz planlar yapıyor, hediye arayışına giriyor. Bir kesim bu günü heyecanla beklerken, diğer bir kesim ise gereksiz buluyor. Çünkü kültürümüzde sevgiyi ifade etmek için başka özel günlerin de olduğunu savunuyorlar. Hatta bazıları, bu günü tüketim kültürünün bir parçası olarak görüyor.

Gelelim uzun yıllarımı geçirdiğim Kazakistan’a... Almatı’da yaşarken, bu coğrafyada yalnızca Kazakistan’da değil, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve birçok Türk halkının bulunduğu topraklarda 14 Şubat’ta çiçek almanın ne kadar önemli olduğunu fark ettim. Hiç boyunuz kadar büyük güller hediye aldınız mı? Türkiye’de o kadar uzun güllere rastlamadım. Şaka yapmıyorum; abartısız bir metre uzunluğunda güller hediye ediliyor. Kazaklar, popüler kültüre sahip çıktıkları kadar kendi efsanelerine de değer veriyorlar. Kazak kültüründe “Aşıklar Günü” adında çok daha önemli bir gün var. Bu gün, Kız Jibek ve Tolegen gibi destansı aşıkların hikayeleriyle bağlantılı. O dönemin aşk anlayışıyla ilgili daha fazla bilgi edinip sizlerle de paylaşmak istiyorum.

Bir diğer yaşadığım ülke ise Kırgızistan. Burada, Sevgililer Günü döneminde farklı bir atmosfer oluşuyor. Halkın bir kesimi bu günü kutlamak için heyecanlanırken, daha muhafazakâr kesimler bu kutlamaya mesafeli yaklaşıyor. Çok sevdiğim bir hocam, Kırgız kültüründe aşkın daha çok fedakârlık ve sabırla özdeşleştiğini, bu yüzden Batı’dan gelen bu tür kutlamaların tam anlamıyla benimsenmediğini anlatmıştı. Ancak günümüz popüler kültürünün etkilerinden tamamen uzak kalmak mümkün değil; burada da gençler arasında Sevgililer Günü’ne ilgi artıyor.

Özbekistan ve Türkmenistan’da ise 14 Şubat dönemine denk gelemedim. Ancak büyüdüğüm coğrafyada yaşayan Özbekler ve Türkmenlerden gördüğüm yaklaşımları paylaşabilirim. Özbekler, Sevgililer Günü yerine büyük şair Ali Şir Nevai’nin doğum gününü kutluyor. Edebiyatla aşk ve sevgi temalarını birleştiren bu kutlamalarda şairin şiirlerinin okunması oldukça etkileyici bir deneyimdi. Türkmenler ise, bu günde daha çok aile bağlarına ve dostluğa önem veriyor. Aile ziyaretleri ve toplu yemekler ön planda. Ancak sosyal medyanın etkisiyle gençler arasında Sevgililer Günü’ne ilgi yavaş yavaş artıyor.

Tüm bu gözlemlerim sonucunda şunu fark ettim: Türk dünyasında aşk ve sevgi, destanlar ve efsanelerle derin bir şekilde işlenmiş. Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin gibi anlatılar, aşkın sadece romantik değil, aynı zamanda sabır ve sadakat gerektiren bir duygu olduğunu öğretiyor. Bu yüzden Batı’dan gelen Sevgililer Günü’nün her yerde aynı anlamda kabul görmemesi oldukça normal.

Küreselleşmenin ve sosyal medyanın etkisi ise bambaşka. Gittiğim her yerde özellikle gençlerin Batı kültürüne daha açık olduğunu gözlemliyorum. Sosyal medya, filmler ve müzik, bu tür günlerin yayılmasında büyük rol oynuyor. Ancak kültürel değerlerini korumaya çalışan insanlar da var. Onlar, bu tür günlerin yerel kültüre zarar verebileceğini düşünüyor ve alternatif günlerin kutlanmasını savunuyorlar. Bence bu konuda haklılar.

Sonuç olarak, Türk dünyasında 14 Şubat’ın anlamı ve kutlanışı kültüre bağlı olarak değişiyor. Ancak gerçek şu ki aşk ve sevgi her yerde evrensel bir anlam taşıyor. Önemli olan, bu evrensel duyguyu saygı, güven, sevgi ve bağlılık gibi derin değerler üzerine inşa etmek.

Peki, siz 14 Şubat’ı kutlayanlardan mısınız?