Geçen günlerde (22 Şubat) doğumunun 148. Yılında anılan, Tatar halkının özgürlük aşığı olarak nitelendirdikleri, sürgün yazarı olan Ayaz İshaki’yi anmak ve anlatmak istiyorum.
Onu sadece bir yazar ya da siyasetçi olarak tanımlamak eksik kalır. Ayaz İshaki, kelimenin tam anlamıyla bir halk adamıydı. Tatar tarihindeki en cesur kalemlerden biri olan İshaki, bağımsızlık sevdalısı bir mücadeleciydi. Bugün Tataristan ve genel olarak Türk dünyası için ne kadar büyük bir figür olduğunu bir nebze de olsa anlamak için, onun hayat hikâyesine ve eserlerine bakmamız gerekir. Geçmişi anlamak için o dönemi okumamız gerektiğini dün hasbihal ettiğim bir büyüğümün “ Atatürk’ün vaktinde yaptıklarını anlamak için önce Nutuk’u okumamız lazım” dediği gibi.
Ayaz İshaki, Tataristan’ın Çistay bölgesinde 22 Şubat 1878’de doğdu. O dönemde Rusya İmparatorluğu’nun baskıları artmış, Tatar halkı dilini ve kültürünü koruma mücadelesi veriyordu. Tıpkı bugün de olduğu, gelecekte de olacağı gibi, dilini ve kimliğini koruyamayan bir halk tarihin her döneminde yavaş yavaş asimile olacaktır. O da bu durumu çok erken yaşlarda fark etti. Eğitimini Kazan’da tamamladı ve daha genç yaşlarda kalemini bir silah gibi kullanmaya başladı. Onun için şöyle düşünebiliriz; O dönemlerde Rusya’nın gölgesinde yaşayan bir Tatar gencisiniz dolayısıyla kendi anadilinizde okumak ve yazmak istiyorsunuz ama önünüze binbir türlü engel çıkıyor. İşte Ayaz İshaki de tam bu noktada devreye girip “Bu böyle gitmez!” diyenlerden biriydi.
Ayaz İshaki, sadece yazan değil, yazdığıyla insanları harekete geçiren biriydi. Zindan adlı romanında, Tatar halkının çektiği çileleri ve onların sesini duyurmak isteyen bir aydının dramını anlattı. Kitabı okursanız, o dönemde yaşanan adaletsizlikleri iliklerinize kadar hissedebilirsiniz.
İshaki’nin asıl farkı ise, sadece edebi eserlerle yetinmemesiydi. O, aynı zamanda güçlü bir gazeteciydi. Çıkardığı gazeteler ve yazılarıyla Tatar halkına ses oluyordu. Bugün sosyal medyada nasıl bir olayın üzerine gidip sesimizi duyurmaya çalışıyorsak, Ayaz İshaki de dönemin en güçlü iletişim aracı olan basını kullanarak aynısını yapıyordu. Herkesin olduğu gibi Ayaz İshaki’nin de bir kırılma noktası vardı. Bu ise 1917 oldu onun için. Çünkü o tarihte Rusya’da Bolşevik Devrimi patlak verdi. Tüm azınlık halklarda olduğu gibi “Acaba biz de özgür olabilir miyiz?” diye Tatar halkı da umutlandı. İshaki de bu fırsatı kaçırmadı ve Tatarlar için bağımsız bir devlet fikrini ortaya attı. Hatta İdil-Ural Devleti’ni kurma çabalarına girişti. Ama ne mi oldu? Bolşevikler güçlenince, bu hayal kısa sürede suya düştü. Sovyetler, bağımsız bir Tataristan fikrine sıcak bakmadı. Tabi durum böyle olunca da Ayaz İshaki, kendini bir sürgün hayatının içinde buldu. Önce Almanya, sonra Türkiye ve Japonya gibi ülkelerde yaşamak zorunda kaldı. Ama nerede olursa olsun, Tatar halkının özgürlüğü için çalışmaktan asla vazgeçmedi.
Ayaz İshaki, Sovyetler’in baskısıyla Tataristan’a dönemedi ve 1954’te Ankara’da vefat etti. Mezarı ise İstanbul Edirnekapıda’dır. Ayaz İshaki geride öyle bir miras bıraktı ki, bugün hâlâ Tatar gençleri onun yazdıklarını okuyor, fikirlerinden ilham alıyor. Eğer bugün Tatarlar hâlâ dillerini, kültürlerini korumaya çalışıyorsa, bunda Ayaz İshaki gibi mücadele eden insanlarının payı büyüktür. O, sadece bir yazar ya da siyasetçi değil, aynı zamanda bir halk kahramanıdır. Kim bilir, eğer mücadelesi başarıya ulaşsaydı, belki bugün Tataristan tamamen bağımsız bir devlet olacaktı. Onu anlamak, sadece Tatar tarihini değil, aynı zamanda tüm Türk dünyasının verdiği bağımsızlık mücadelelerini anlamaktır. Onun hayatı bize şunu gösteriyor: Bir millet, diline ve kimliğine sahip çıkmazsa, tarih sahnesinden silinip gider. Ama bu mücadeleyi verenler oldukça, umut hep var olmaya devam edecek. Dünya üzerinde her dönemde insanlar diline ve kimliğine sahip çıkmalıdır.